L  A Z L A R

www.gvandi.com
web Design © 2011 ßy Oroperi
Etnik konuların önem kazanması artık sıradan bir durum haline gelmiştir. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupadaki eski politik sınırların yeniden çizilmesi, yeni bağımsız ulus devletleriin sayısında dramatik bir çoğalmayı sağlamıştır. Kültürel ve etnik bilincin ortaya çıkması, Sovyetler Birliği veya başka bir yerdeki, belirli derecede otonomiyi önceden kullanabilme yeteneğine sahip olan sayıca daha büyük kuzeydoğu gruplarla sınırlı değildir.Daha küçük gruplar da derinden etkilenmiştir. Yakın zamana kadar etnik bilinç etnik bilinç belirtisi göstermeyenler bile. Bu makalenin konusu, Türkiyenin köşesinde yaşayan Lazlardır.Tarihleri ve etnik kimlikleri, çeşitli çağdaş yazarlar tarafından çelişkili ele alınma konusu olmuştur. Son aylarda Laz entellektüelleri, Lazların tarihinde şimdiye kadar benzeri olmayan bir hareket, kültürel tanıma için bir çalışma başlattılar. Kendi kültürel miras ve tarihlerine olan yeni bir ilgi, belirli bir derecede Gürcüstan ve eskiDoğu Bloku ülkelerinde başka yerlerdeki olaylardan etkilenmiş olabilir ama diğer etkiler de bu duruma katkıda bulunmuştur. Laz tarihi ve kimliğini oluşturmaya yönelik çeşitli girişimleri inceleyecek ve bu konularda yerel tavırları da tartışacağım. Bu makale, parçalanmış ve çok sayıda küçük gruplar arasında bilekültürelbilinci arttıracak yeni ideolojilerin bina edilmesinin nasıl mümkün olduğun bir çerçeve çalışması olarak tasarlanmıştır. Etno-milliyetçi hareketler ve daha genel olarak etnik çekişmelerin incelenmesi için bir karşılaştırma olabilir. Bildiğim kadarıyla, şimdiye kadar Lazlar konusunda eleştirel bir değerlendirme girişimi olmamıştır. Zira daha aşırıya kaçan görüşlerin bazı temsilcileri, diğer araştırmacılar tarafından ciddiyetle hiç ele alınmamıştır. Bilimsel kesinlik ve geçerliliklerine bakılmaksızın bu alandaki bütün görüşler göz önünde bulundurulmalıdır. Böyle tarihlerin yaratıcıları, uluslararası bilimin ayrı dünyası tarafından ciddiye alınmamalarına rağmen, kendi ülkelerinde çok ciddiye alınabilirler ve yerel grupların etnik bilinci yanı sıra ulus devletlerin ideolojisi üzerine aşırı etki ederler.Lazlar (1), Kafkasya orijinlidir. Megrelce ve Gürcüceye akraba olan dillerini (Lazuri Nena) günümüze kadar korumuşlardır. Lazca konuşanların sayısıyla ilgili resmi istatistik veriler bulunmamasına rağmen, bütün olarak bu dili konuşanların sayısı 250.000 den daha fazla gözükmüyor. Türkiyenin Doğu Karadeniz kıyıları boyunca olan yerleşimleri, Batı Anadoludaki bazı muhacir köylerini, Türkiyenin büyük çaptaki diasporayı ve Gürcistanda yaşayan az sayıdaki halkı kapsar (Feurstein, 1983, s.26, 1992,s.206, Andrews, 1989,s. 430-433).(Osmanlı) Lazistan(ı), politik ve idari bir birim olarak, tarih boyunca değişen sınırlara sahip olmuştur. (bkz. Bryer, 1966, 1980). Bununla beraber, Lazcayı konuşanların çoğunun yaşadığı bölge, Doğu Karadeniz kıyılarının hemen hemen daha kısa uzantısıyla sınırlıdır. Yani, doğuda Sarpi sınır köyü ve batıda Pazarın Melyati köyü arasında. Kuzeydeki doğal sınır Karadeniz ile oluşur. Güneyde ise denk bir rol Kaçkar dağlarına atfedilebilir. Br yere göre, Lazların anavatanlarının Abhazyanın kuzeydoğu sınırlarında uzanması mümkündür. Bazı klasik dönem coğrafyacıları Lazları Kolhlar ile bir tutarlar. Bunun, Karadenizin doğu hilali halklarını işaret eden geniş bir terim olduğunu da not eder (Bryer, 1966,s.175). Kaçkar dağları, Karadeniz Bölgesi ve Anadolu platosu arasında gerçekten doğal bir coğrafi sınır teşkil ederken, kuzeydeki meyilli, bir dereceye kadar Laz köylerinden daha yukarıda Hemşinliler yaşadığı için etnik sınırları göstermezler. Hemşililer de Lazlar gibi Müslümandırlar ve en azından bazı yerlerde dillerini ve grup kimliklerini korumuşlardır. Hemşinliler, geleneksel hayvancılıkla ilgili hayat tarzıyla bağlantılı olarak,Kıyı Lazları esas olark tarımcı ve balıkçı yaşam tarzlarıyla anılmıştır. Bununla beraber, Bryer şunları belirtiyor:...Doğu ve orta Pontos Lazları ve kıyı vadileri Grekleri arasındaki en büyük fark etnik değil ekonomiktir. Prokopyusun zamanından bu yüzyıla kadar, kıyı halkı büyük ölçüde tarımcıyken,Lazlar ekseriya hayvancılıkla ilgiliydiler (Bryer, 1966, s.180). Feursteine göre Bizanslı ve diğer yazarlar, Trabzonu bir Laz lianı olarak yanlışlıkla andılar ve bu yanlışlık daha sonra Osmanlı yazarlarıtarafından tekrarlandı (2) (Feurstein, 1983, s.22). Hemşinlilerin bugün yaşadıkları yörede ortaya ilk çıkışlarını, Batıya diğer halkların göçüyle tesadüf eden Arap işgalleri zamanlarından başlatır. Araplara karşı doğu sınırında tampon bir bölge yaratmaya istekli Bişzans bu eğilimi destekledi.(Feurstein, 1983,s.21-23). Bryer, Lazlar ve Tzanların güney ve batı Karadeniz kıyıları boyunca sürekli hareketlerini de tartışır (Bryer, 1966,s.174). Bu kolay anlaşılır aykırılıkların ikna edici bir açıklaması,Laz2 teriminin geç Bizans dönemlerinde bazı durumlarda değişikliğe uğradığını belirten Meeker tarafından veriliyor: Laz terimi yabancılar tarafından Pont halklarını topluca ifade etmek için kullanıldı. O yörede yaşayanlar tarafından da, tamamen Bizanslaşmış, Grekçe konuşan Pontiklilerden (Rhomaioi) ayırt etmek üzere, yeterli derecede Bizans kültürü alamamış (Lazoileri) işaret etmek için kullanıldı. (Meeker, 1971,s. 337). Laz teriminin ilk yüzyılları, onların Hristiyanlığa geçirilmelerine tanık oldu, ama bu bile onların Bizans İmparatorluğuyla birleşmelerine yol açmadı. Bizanslılar ve Persler arasındaki husumet yüzyıllar boyunca, Lazların bir derece bağımsızlıklarını korumuş oldukları gözüküyor.. Bryerin sözleriyle 7.yüzyıldan sonraki Laz tarihi Bizanslılaşmış ve Türkleşmiş bir azınlığın tarihidir yalnızca; (Bryer, 1966,s.178). Lazların yaşadığı bölge daha sonra Trabzon İmparatorluğuna dahil edildi. Trabzonun 1461de Türklerin eline geçmesinden sonra bile bir dereceye kadar otonomilerini sürdürmeyi başardılar ve yerel derebeylerinin yönetimi altında kaldılar. Pontik Türk toplumunun teşekkülü, yerel halkın İslamiyete geç(iril)mesiyle ardarda ilerledi. Muhtemelen Hemşinlilerde 15.yüzyılın başlarından, Lazlarda 16.yüzyılın sonlarından başlamak üzere gerçekleşti (Bryer,1966, s. 181; 1980, s.42; Bryer-Winfield, 1985,s.337; Meeker, 1971,s.341). Meeker, Pontosta Türk nüfusunun daha kademeli olduğu ihtimalini ileri sürerken (1971,s. 340, Feurstein, sıkıştıran ekonomik faktörler üzerinde durmaktadır. Yani, gayri-müslim tebaadan istenen vergiler (haraç) ödemede halkın zorlanması, Lazların din değiştirerek İslamiyete geçmeye zorlandı. (Feurstein, 1983, s.23).Meeker, yerel Pont halkının, gelen Türklerle karışmasının, Anadoludaki benzer durumdan onları farklı kılan özellikli, karışık durumlar yarattığını iddia eder(Meeker, 1971, s. 320). Bölgenin doğuya doğru olan coğrafi açıklığı, Pazarın doğusundan başlamak üzere Lazcanın, Bizans, Osmanlı ve modern Türkiye dönemleri boyunca korunmasına muhtemelen katkıda bulunmuştur. 20.yüzyıldan önce bu bölge, hiç bir zaman tamamıyla büyük bir imparatorluğa entegre edilmedi, ama tampon bir bölge işleviyle onlara gevşek bir yapıda müttefik kaldı. Bu bçölgenin modern tarihi bir dereceye kadar klasik dönemlerdeki tarihiyle benzerlik gösterir: Pers-Bizans tehditleriyle Osmanlı- Rus konfliktleri yer değiştirmiştir. Geçmişte olduğu gibi, Lazlar Batıya çekilme eğiliminde olmuşlardır. Bunun için tek nedeninin Lazların dini ilişkileri olduğu düşünebilir. Grek ortodoks dinine döndürülmelerinden itibaren Bizanslı komşularına daha yakınlık hisstemiş olabilirler. Osmanlı Rus ihtilafı alevlendiğinde çoktan Müslümanlaştırılmışlardı.

19.yüzyılın başları, merkezi Osmanlı hükümetine karşı kendilerini başarıyla kabul ettiren yerel derebeylerinin güçlenmesine tanık oldu. 1878 de Güney Kafkasya bölgeleri Rusyanın bir parçası haline geldi. Ruslar derhal Müslüman nüfusu hristiyanlığa dönmeye zorladılar. Bu durum bir çok Lazın, Batı Anadoluya şimdi topluca yaşadıkları yörelere göçünü teşvik etti.(Pleczek, 1987, s. 26). Birinci Dünya Savaşı boyunca Lazlar Osmanlılara ayrı bir sadakat gösterdiler. 1924 te Lazistan Sancağı idari bir birim olarak kaldırıldı ve Lazların yaşadığı yöre Türkiye Cumhuriyetinin ayrılmaz bir parçası oldu. Bu tarihsel hatlar, Doğu Karadeniz bölgesinin etnik ve ekonomik açılardan hiç homojen olmadığını göstermektedir. Bu durumun aksine olarak, yaygın olarak kullanılan Laz teriminin bütün Doğu Karadeniz kıyısıyla ilgili kullanımı tamamen de temelsiz değildir.Meeker, yerleşim modelinde (dağınık köyler), evlerin tipi ve bir dizi soyla edet (üretimde kadının rolü de dahil) Anadolunun diğer yerlerinden tamamen farklı özellikler gösterdiğini inandırıcı bir şekilde gözler önüne seriyor 8Meeker, 1971, s.326-330). Bu benzerlikler, coğrafi faktörlerle, Kafkasya ile olan yakın bağlarla ve bütün bölgenin karmaşık rtnik, birbirini etkileyen tarihiyle de açıklanabilir. Yunanistanda yaşayan Pont Greklerinin de, modern Türkiyenin Lazları gibi Lazoi olarak adlandırılmaları birrastlantı değildir (Meeker, 1971, s.332). Laz terimi aynı zamanda bölgenin etnik çeşitliliğini de saklar. Çoğu kişi yalnızca, yazılı eserlerde Türkçeleri acaip aksanlı ve komik, zeki ama kurnaz karakterli olarak geniş ölçüde tartışılan, bir dereceye kadar aykırı stereotiplerden haberdardır. Enerjik, cesur, vahşi, kadınlarına karşı zalim ama çocuklarının eğitimine düşkün oldukları düşünülür. Bu genel streotip, daha doğuda yaşayan küçük farklı grupların (Laz, Gürcü, Hemşinli) bilinmesi için küçük bir alan bırakır. Bununla birlikte, Melyatinin doğusundaki doğal vadilerinde Lazca konuşanlar arasında daha uzun bir ikamet, yalnızca Lazca diyalektler arasındaki farkları değil, sosyal adetler, ahlak ve ideallerdeki anlamlı bölgesel değişmeleri açığa çıkarır. Bu değişme, ayrı vadilerin nispeten birbirlerinden izolasyonunun ve 1960 ların başlarında inşa edilen sahil yolundan önce taşıma ve iletişim zorluğunun direkt bir sonucudur. Bu bölgede, başka yerlerde olduğu gibi kişi ve yer adları Türkçeleştirilmiştir. Yer adlarının Türkçeleştirilmesi nispeten yakın bir dönemde gerçekleştirildiği için, eski yer adları hala halk arasında kullanılmaktadır. Toumarkine, Lazların asimilasyonuna ilşkin faktörleri şöyle sıralıyor: Kişi ve yer adlarının tamamıyla Türkçeleştirilmesi, Laz olmayan gruplardan evlilikteki artış, hükümet tarafından Lazcanın kullanımının ‘desteklenmemesi, Lazca konuşanların Türk toplumuna milli, dini ve ekonomi entegrasyonları (Toumarkine, 1991, s.110). Lazcanın kullanımı ve kültürün yaşatılmasını kesecek sıkı tedbirlerin gereksiz olduğunu çünkü asimilasyon prosesinin her halükarda vuku bulduğunu da ekliyor 8Toumarkine, agy). Bu münasebetle Lazları Türkiyedeki azınlık politikasının kurbanı olarak gören Feursteinin görüşünü aktarır (Feurstein, 1983,s.29-35). Bu bölümde fikirleri üzerinde durduğum yazarların her birinin Lazlara yönelik bakış açı ve yaklaşımları var. Bryer, Greek Ortodoks araştırmaları ve Bizans tarihi açısından bir arka plana sahip. Lazlara olan ilgisi, derinlemesine Pontos çalışmalarının bir yan dalı düzeyindedir. Meeker bir antropoljisttir. Toumarkine bir öğrenci; Feurstein Laz Dili, maddi kültürü ve mitolojisiyle ilgili tutkulu bir araştırmacı. Ama bu insanların hepsi temel olarak gerçekten olduğu gibi Laz tarihini anlamaya çalışıyorlar. Mevcut delilleri eleyerek ve desteklenemeyecek iddiaları bir kenara bırakarak tarih biliminin standart metodlarını uygulamaya çalışıyorlar. Şüphesiz tarafsız değiller, ama çalışmaları araştırma ve eleştiriye açıktır. Onların ki, mitoloji ve ideolojiye karşı koyan objektif tarih yazma girişimidir.

Türk Milliyetçisi Bir Görüş
Batı biliminin en iyi geleneklerine göre Laz tarihini incelemeye yönelik yukarıda bahsedilen girişimlere ilaveten, bu geleneklerin dışında iki çalışma, bu konu üzerinde keskin bir iddiaya sahiptir. Profesör M.Fahrettin Kırzıoğlu, kuzeydoğu Türkiye ve Kafkasya tarihi üzerine 40 yıldır yazmaktadır. Onun çalışması yalnızca resmi ideolojiyi takviye etmiyor, böyle ideolojilerin, üzerine bina edilebilecek temeli sağlıyor. Kırzıoğlu, düşüncelerini diğer kanallardan yaymada da aktiftir. 1990 da, Rize ve Acara tarihi üzerine bir konuşma yaptı. Kültür Müdürlüğü çalışanları, bu konuşmanın bir seri konuşmanın sonuncası olduğunu söylediler. Kırzıoğlunun makalesinin özü şöyle özetlenebilir. Bütün bölgenin tarihi (yani, güney Kafkasya ve komşu bölgeler) yalnızca Türkik halkların konteksti içinde tartışılabilir. Bu yalnızca Lazları değil, Gürcü ve Acaralara da uygulanır. Görüşleri sıklıkla karışık ve birbirlerini tekzip eder mahiyettedir. Bir önceki makalesinde Gürcülerin Çinden gelen Moğol orijinli halklar olduklarını iddia eder, bir sonraki makalesinde Gürcüstanın antik dönem ahalisinin Türkik orjinli olduğunu ispatlamaya çalışır. (Kırzıoğlu, 1976). Laz tarihinin hiç birşey olduğunu, ancak Orta Asyalı Türkik bir halkın tarihi olduğunu göstermeye de çalışır. Bir çok sayfa, yalnızca Lazların Türkik soydan geldiklerini ispatlamaya değil, onların Megrel ve Gürcülerle akraba olmadıklarını ispat etmeye de tahsis edilir (Kırzıoğlu, 1986). Yazdıklarının çoğu, politik ithamlı Sovyet-Gürcüstan görüşlerine karşı kasten yapılan probaganda anlamındadır. Altı makaleden oluşan ilk serisi Gürcü Profeörlere Cevap başlıklıdır (1946). Sonraki makaleleri Gürcü ve Sovyet bilimadamlarına hücum eğilimindedir (1972,s.422; 1976,s:144-145; 1986,s.10).
Kırzıoğlunun en geniş kapsamlı Laz tanımı şöyledir:
İslamlığın çıkışından beri yazılı kaynaklar,Laz adlı boyun, şimdiki Çoruk ırmağı ağzının batısında ve Karadeniz kıyısındaki ormanlık ve balkanlık dar bir bölgede yaşadığını gösterir. İslamlık çıkmadan 150 yıl önce... Roma İmparatorluğuna bağlı bir Laz Krallığında yaşıyorlardı. Yuvarlak başlı, çoğu kumral, düz ve dalgalı saçlı güzelce yüzlü olan Lazlar, bitişkin dilli olup, bugün aralaında üç lehçe ile yazısız bir folklor dili konuşan ufak bir topluluktur. Sarp köyü ile Çayeli ve Pazar ilçelerini ayıran Kemer Burnu arasındaki küçük kasaba ve köylerde yaşarlar. (Kırzıoğlu, 1972, s. 423). Daha sonra Borçkayı önemsemeyerek ve yine muhacirLazların yaşadıkları Batı Anadoludaki köyleri atlayarak, kıyı boyunca Lazların çoğunluğunun yaşadığı beş ilçeyi (Hopa, Arhavi, Fındıklı, Ardeşen, Pazar) tanımlar. Daha sonra...Lazların yörede komşuları Hemşinlilerle yaşadıklarını anlatarak yerel etnisite temasını geniletir.Gürcülerin yöredeki varlığını tamamen atlar. Yukarıda bahsedilen beş ilçenin, 1518 tarihli bir Osmanlı dökümanında 25 köyü kapsayan Laz ve Laz-Meğal adı altında bahsedildiğini ilave eder. Sonunda da, geçmişte toprak azlığından dolayı gurbete çalışmaya giden Lazlaın, çay tarımının uygulanması sonucu zenginleştiklerin ve köylerine ilgi göstermeye başladıklarını iddia eder (1972, s. 424). Yukarıda bahsedilen fikirlerin çoğu şüphe götürür. Bununla birlikte, Kırzıoğlunun az çok tam tamına, bugün Lazların yaşadığı yöreyi tanımlaması ve yine tamamıyla konuşulan bir folk lehçesi olarak bağımsız birLaz dilinin varlıpını onaylaması da dikkate değerdir. Böyle yaparak, çalışmasının hedefinin, ana etnik özelliği ayrı bir dili olan Lazca konuşan grup olduğuna kabul eder. Daha sonra, Lazların Gürcü/Kartveli soyundangelmediklerini ispatlayacağı düşünülen 10 delili sıralar. Bundan sonra da Lazların Türkik/Turani soydan geldiklerini tezini ispatlayacak delili ortaya koyar. Çalışmalarındaki kaynakları kullanması seçici, peşin hükümlü ve tam doru olmayan bir özelliktedir. Lazları, Megrellerden ve Gürcülerden ayırmaya aşırı önem verir. Megrelce ve Gürcüce konuşanlar arasında karşılıklı anlaşmanın olmadığını iddia eder (1972, s. 428; 1994). Lazların yuvarlak başlı ve güzel yüzlü olduklarını, Megrellerin ortabaşlı ve çirkin olduklarını söyleyerek görüşünü ispatlayacak hayal mahsülü ırksal stereotipleri kullanır (1972, 441). Ona göre,Megrellerin tembelliği yüzyıllardır dillere destanken, Lazlar çok çalışkan insanlardır (1972, s.441-442). Megrellerin 2.500 yıldır öz evlatlarını ya vergi ya da kazanç için sattıkları suçlamasına devam eder (1972,s.442). Kırzıoğlu, Megrellerin hastaları öldürmeyi hürmete layık bir davranış gören bir halk olduklarını ispat edecek kaynakları da aktarır (1972, s.443). Son olarak namus üzerinde yoğunlaşır. Oldukça haklı olarak, Lazların namuslarına, esas olarak kadınlarının namuslarına duyarlılıklarını belirtir ve kan davalarından bahseder. Yalnızca, Lazların namus ve utanç konularında duyarlılıklarını bilenler, Kırzıoğlunun bu temayı sunmasının tam olarak netyi ima ettiğini değerlendirebilirler: Lazlar, hırsızlık nedir bilmezler ve dürüstlükleri iyi bilenir. Bununla beraber Megreller tarihleri boyunca alçaklıklarıyla bilinirler... ve hırsılık ve eşkiyalık yapmışlardır 81972, s.443). Kırzıoğlu, bundan sonra Lazların Megrellerle aynı soydan geldiklerini düşlemenin Lazları aşağılama olduğu kararını verir.(1972, s. 445). İddialarını desteklemek için alıntı seçimi (Busbecq gibi) iyi bilien kaynakların yanı sıra kontrol edilmeleri zor olan (Süleymaniye- Esadefendi
Kütüphanesindeki bir el yazması gibi) kaynaklardandır.
Amacım, Kırzıoğlunun argümanlarını tek tek ele alıp yanlış, olduklarını ispatlamak değildir.
1 Birbirini tekzip eden tarihsel argümanları;
2 Aşikar yapısal, gramer ve leksikal farkları bilmezden gelerek ve Lazca ve Türkik diller arasında yakın bir ilişki arayarak
3 hem birinci hem ikincil bir çok kaynağı bilmezlikten gelerek
4 Argümanlarda da peşin hükümlü, ıklıkla öfkeli tarzda ileri sürülür
5 Etnik grupların belirli bir imajını yaratacak argümanların sıralanması
Kırzıoğlunun kendi kendisini şüpheye düşürmesi için yeterli gözükmektedir. Lazlar ve diğer kartveluri (Megrel, Gürcü, Svan) dillerini konuşanlar arasında kabul edilen linguistik ve tarihsel bağları şüpheye düşürmek için hem maddi hem de ahlaki terimlerle iyi tanımlanmış streotipleri yeniden tanımlamaya ve tutumlarını sağlamaya çalışır. Son zamanlarda Said (1978) tarafından maruz bırakıldığı gibi, en kötü batılı emperyalist- orientalist geleneğin ilginç bir uygulamasınaki Biz ve Onlar imajlarını yaratır. Kendi görüşlerini yaratmış desteklemek için, zalim, şehvet düşkünü, cahil ve tembel doğulu imajını yaratmaya yaramış aynı kaynaklardan alıntılar yapar. Lazları namuslu, temiz ve çalışkan Türkler olarak tanımlar. Megrelleri ve Gürcüleri, temiz hiçbir halkın kendisiyle bağlantı kurmayı istemeyeceği, acınacak, vahşi, merhametsiz, namussuz olarak tanımlar. Bu, gerçekten batılı orientalistler ve yazarların metodlarının bir Türk tarihçisi tarafından tuhaf bir adaptasyonudur. Bu durum, Saidin tezleriin geliştirilebileceği ve işlenebileceğini ve peşin hükümlü yanlış takdimin suçlusunun yalnızca batılı Orientalize eden yazarlar olmadıklarını ispat ederler. Kırzıoğlu tamamen aynısını yapıyor. Pozitif imajlarını ortaya koyarak, Lazların gururunu okşamaya çalışıyor, onları Megrellerle ahlaki açıdan zıt gibi göstermeye çalışarak etnik kartı oynuyor. Şüphesiz bütün bunlarda gizli bir başka hesap vardır. Yani, Lazlar istenildiği şekilde bağlantılandırıldıkları sürece kendilerini namuslu ve temiz görebilecekler, Kırzıoğlunun teorilerinden herhangi bir ayrıış onları Megrellerin düzeyine indirecektir! Lazlar, Megreller ve Gürcüler arasındaki genetik ve linguistik bağlarla ilgili teoriyi zayıflatmak durumunda olmasına rağmen, Kırzıoğlu bir dereceye kadar kendisini tekzip eder bir tarzda, Gürcü dil ve folklorunun Türklere çok şey borçlu olduğunu ispat etmeye çalıştığı bir makale de yazmıştır. Bunu, Gürcüstan toprağındaki Türkik dili konuşan halkların erken dönemdeki varlıklarına dayanarak açıklar (Kırzıoğlu, 1976). Bunda şovenist ideolojisine bir adım ileri atırdığı görülüyor. Megrel-Laz ve Gürcü bağına karşı iddialaraı, Lazların kayıtsız şartsız asimilasyonlarını meşru kılmak amacına hizmet ettiği; Gürcüler üzerindeki hatırı sayılır Türk kültürü etkisiyle ilgili uzun makalesi, ekspansiyonist politik bir kaynak olabileceği görülür. Bildiğim kadaruyla, bu iddialar Türk bilim adamları arasında pek ciddiye alınmamıştır. Bununla birlikte, yazdıkları Türkiyedeki etniklere yönelik geçerli olan politikalarla kesin olarak uygunluk göstermiş ve yerel olarak da tesirli olmuştur. O nun makaleleri, yalnızca kıyı bölgelerin yerel kütüphanelerinde değil, Rize Kültür Müdürlüğünde de bulunmaktadır. O nun yazdıkları, başka kaynakları olmayan yerel öğretmenler tarafındann hazırlanan başka tarihsel taslakları doğurmuştur. Feurstein ve Bennighaus gibi ciddi araştırmacılar, Kırzıoğlunu, küçük bir grubun asimilasyonunu destekleyen bir tarih maniplatörü olarak dışlarken, Onun yerel düşünmedeki etkisi ve resmi ideolojideki potansiyel etkisiniin hesaba katılması gerektiği görülüyor. Hem linguistler hem de Lazca konuşanların bizzat kendilerine göre, birbirlerinin dillerini karşılıklı anlayan ve aralarındaki esas farkın dini çizgi olduğu anlaşılan, yakından akraba Lazları ve Megrelleri bölmeye yönelik ümitsiz teşebbüsü, Sıplarla Hırvatlar arasında yaratılan kin örneği gibidir (Feurstein- Berdsena, 1987,s.38; Bennighaus, 1989,s.501).

Sonuç
Bugün, Lazların bir kimlik kriziyle karşı karşıya geldikleri görülmektedir. Kim oldukları konusunda karar vermelidirler. Bu, şimdiye kadar çeşitli nedenlerden dolayı çoğunu rahatsız eden bir konudur. (Son zamanlara kadar habersiz oldukları) tarihlerinin çeşitli versiyonları yabancılar tarafından kendilerine sunulmuştur. İnteligentsiaları yalnızca şimdi, hangi versiyonu seçecekleri ve geliştireceklerini tartışacak daha iyi bir pozisyondadır. Şimdi bile esas araç olarak Türkçeye dayanmalıdırlar. Kendi dillerindeki okuma-yazma eksikliği, şüphesiz diğer dış kaynaklara fiilen bağımlılığa yol açmaktadır. Entellektüeller açıkça en iyi mevcut pozisyonları seçmek için ellerinden geleni yapmaya çalışırken, toplumsal hafızalarından silinmiş kendi tarihlerinin bir versiyonunu halka kabul ettirmeye çalışmaları bir anlamda yapay bir seçim olacaktır. Antik dönemlerdeki tarihleriyle ilgili halkın kolektif hafızasının yeniden canlanması, sonucu oldukça şüpheli bir girişimdir. Ayrıca, dha sonraki yüzyıllarda çoğalmış diğer kimliklerin pahasına bu kültürel çalışma yol tuttuğunda,kimse yardımcı olmaz ama, bu iyi amaçlı aktiviteleri yeni mitoloji yaratılması olarak tanımlanır. Laz Rönesansının destekleyicileri, kendi dillerinin canlanması ve onun vasıtasıyla kendi kültürlerini ilerletebililerken, büyük ölçüde İslam ve Türk öğesi taşıyan günmüz Laz gerçeğine göre bunun uygunluk arzetmesi gerektiğini kabul etmelidirler. Bunun yanı sıra, Lazlardan tamamen homojen bir grup olarak bahsetmek için bir yer bulunmamaktadır. Bu durumu bazı Lazların kendileri de farketmektedir.Halkının kültürünü araştıran hararetli bir araştırmacı olan, yerel bir Laz, Lazların orijinleri ve bugünkü kompozisyonu sorulduğunda çifte asimilayondan bahsediyor. Biri küçük, biri büyük. Lazlar Osmanlı İmparatorluğunda kademeli olarak asimile olurlarken buna paralel Anadolunun başka yerlerinden, Bosnadan ve Kafkasyadan göçmenlerin asimilasyonunun küçük bir ölçekte gerçekleştiğini iddia eder. Bu gözlem başkaları tarafından teyid edilmiştir: PazarIn bir köyünde, bir kaç kişi ailelerinin izlerini Samsuna götürüyor bugün hepsi Lazca konuşmasına rağmen. Kollektif hafızalarının yanısıra mezra, orijinlerinin anısını korur. Oldukça çarpıcı bir örnek, yörede ünlü bir ailenin tarihiyle ortaya çıkar. Bu aileden bir genç, en yaşlılarından başlıyarak aile ağacını kaydetmiştir, yerel olarak ünlü derebeylerinden biri olmalarına ve hepsi bugün Lazca konuşmalarına rağmen, aile geleneği açıkça Bosnadan göçü akla getirir.
Bu gelenek, Lazları bir etnik grup olarak geliştirmeye çalışanlar tarafından, Lazlara yönelik atfolunan homojenlik iddiasının nasıl şüpheli olduğunu gösterir. Verilen bu yerel çeşitlilik, yerel halkın İslam,Lazlık, Türklük ile kompleks internalizasyonu ve Karadeniz veya daha özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi veya Rize İliyle hüviyetlerini tespit etmeleriyle birlikte, büyük şehirlerdeki Laz entellektüellerinin ortak bir Laz bilinci dökmede başarılı olup olamıyacaklarından şüphe duyulur. Avustralyadaki Türk topluluğu gibi, başka ülkelerdeki göçmen işçi çocukları arasında yapılan araştırma, daha yaşlıların Türk kimliğiyle bağlantılarıı sürdürmek için daha duyarlıyken, Avustralyada doğan genç Türklerin kendilerini Avustralya konteksitinde Türk olarak tanımladıkları, Türkiyede bulundukları sürelerde kendilerini marjinal hissettiklerini ve Avustralya ile daha fazla tanımladıklarını ortaya koymuştur (Elley, 1993). Evlilik tercihlerinde iyice görülenözellikle bir Avustralyalı Türk kimliği geliştirdikleri görülür. Aileleri çocukların eşlerini Türkiyeden seçmelerini tercih ederken, çocukların tercihi Avustralyada doğmuş ve büyümüş Türkler arasındadır. Böylece iki toplum arasındaki marjinal pozisyonları kendilerini her iki kültürle tanımlamalarına izin verir ve bir anlamda kendi gerçeğinde yeni bir etnik kategori geliştirdikleri görülür. Benzer eğilimler Londradaki Polonyalı ve Kıbrıslı Türkler gibi diğer topluluklar arasında da görülebilir. Lazların durumu farklı gözükmesine rağmen, farklı dillerini yaşatarak yüzyıllardır güçlü bir İslam-Türk kimliği duygusu geliştirmiş olduklarını tartışacağım. İslamlaşma ve Türkleşme sürecinde kendi kültürel özellikleri şüphesiz kaybolmuş ise de, bu değişiklikler basit olarak, son bir kaç onyılda izlenen azınlık politikasının bir sonucu değil, geriye çevirilemeyecek daha uzun bir prosesin sonucudur. Eğer günümüzün aktivistleri Laz kültürünü korumak istiyorlarsa, bunu öyle İslam öncesi/ Türk öncesi saf formunda yapamazlar. Lazların İslama geçirilmesinin 500 yıl önce zorla gerçekleştiğini ispat edebşlseler bile, bu süreç yüzlerce yılı aldığı için, bu durum Lazların kollektif hafıza ve bilinçlerini silmeyecektir. Klasik zamanlardaki Lazların büyüklüklerini hissettirmek, halkın kimlik duygusunda yeri olmadığı için asla yeniden yaşanmayacak bir geçmişin romantik bir araştırmasıdır. Eğer Laz entellektüelleri ve gerçek araştırmacılar Lazcayı korumak ve Lazların bilincini yakalamak ve uynadırmak istiyorlarsa, bugün halkın kimliğinin parça ve bir tarafı olan, İslam ve Türk değerlerinin Lazlara yönelik internalizasyonuyla başlamalıdırlar. Ogninin yazarları bugüne kadar Lazların klasik zamanlardaki rolleri ve Kafkasya miraslarına daha fazla işaret ettiler. Hiyerarşik olmayan bir şekilde, onların çeşitli kimliklere hapsolmalarını kolaylaştırmış olan, halkın yüzlerce yıllık eski deneyimlerinin birleşimi hakkında sessiz kalmışlardır. Halkın bu yeteneğini kabul etme ve dış etki olmaksızın, kültürel mirasından dilediğini koruyacak bir grubun hakkını kabul etme, etnik kimliğin daha toleranslı bir kavramını gelişmesine katkıda bulunabilirdi. Böyle bir kabul etme olmaksızın Laz otonomistler küçük bir ölçekte Türk ve Gürcü milliyetçilerinin oyununu yeniden oynamaya mahkum edilirler. Birgün hayal edilen Laz toplumunu oluşturmada başarılı olabilirler (Anderson, 1993), ama bu, öyle dizayn edilen, halkların gerçek tarihlerini içeren kompleks kültürel akımlarla çok az bağlantılı bir yapı olacaktır.
1- İngilizce metinde Laz yerine Lazi kullanılmıştır. Yazar, bu konuyla ilgili açıklam yapıyor (çn.). Bkz. Meeker, 1971,s.321; Feurstein- Berdsena, 1987, s.s.36; Benninghaus, 1989, s.497
Lazların kendilerini tanımlamak için Moxti Laz terimi kullanıklarına ilişkin delil bulamadığımdan, Bennighaunun önerdiği bu terimi makalemde benimsemiyorum(Bkz. Benninghaus,1989, s.497)
2- Feursteinin Bizanslı yazarlara yönelik müphem referansı burada hatalı olabilir: Bryere göre, Trabzonu bir Lazlimanı olarak tanımlayan 10.yüzyıl Arap coğrafyacısı Abul Feda idi. (Bryer,1966,s.179)
* Ildiko Beller Hann, Canterbury, Kent Üniversitesin'nde halen öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Bu, makale, 1992-93'de Chris Hann ile ortaklaşa yapılan çalışmasının bir sonucu olarak kaleme alınmıştır. Çalışma, Büyük Britanya Ekonomik ve Sosyal Araştırma Konseyi tarafından desteklenmiştir

www.gvandi.com
web Design © 2011 ßy Oroperi